Yazı Detayı
04 Aralık 2018 - Salı 11:24
 
Acımayan kışlar
Sefa Sami
sefa_sami@hotmail.com
 
 

 

(Güzel memleketim Erzurum’a ithafen)

Acımasız kışların aman vermediği bir bitmişlik var bu topraklar üzerinde. Sanki beyaz gelinliğiyle altı ay boyunca dolaşmak, gezmek ve eğlenmek istiyor kara kış mevsimi.

Baharın yeşilim manzarasından… Yazın Ağustos böceklerinin eğlendikleri vakitlerde… Sonbaharın ise sessiz sessiz ölümü anımsatan rüzgârların isteyip de yapamadıklarının tamamını bu iklimin vazgeçilmezi olan kış mevsiminde topluca hıncını almak isterler. Biriktire biriktire… İçindeki var olan her şeyi serili olan beyazlığın üstüne bırakmayı dört gözle beklermiş gibi. Varlığını sürdüremediği günlerin ve ayların acısını kat kat çıkarmaktadır. Eziyetlerin, zahmetlerin nicelerini yaşattırır. Gün gelir beklememiş hayal kırıklıklarına uğrarsın. İşinden gücünden günlerce hatta haftalarca mahrum edileceksin. Ulaşmak istediğin yere yarı yolda bırakılırsın. Söylenmekle, yazmakla bitmeyen daha neler neler... Tüm olanlara ve olacaklara rağmen yaşam mücadelesinden ödün verilmeden, pes edilmeden devam edilmektedir. Kış inatlaşarak sertliğini artırmaya devam ettikçe bizim buranın insanları da mücadelenin hasını koyarlar ortaya. Pes etmek yok bizim oranın kitabında. Pes etmek; yenilgiyi kabul etmek, yaşamın anlamsız olduğunu ifade etmek demektir. Asla yenilgi kabul edilemez. Dondurucu, fırtınalı, gün ortasında önünü bile göremeyeceğin kara kış günlerine karşı başa baş mücadeleci olanlar için hayat, her şeyden daha güzel, daha tatlıdır. Çünkü hayat yaşanılmaya değer. Unutulmamalı ki hayatı gerçek anlamda hayat eden tek etken yaşam penceresinden geleceğe umutla bakmaktır. Mutluluğu beklemektir.

Üçüncü cemre düşmeden, yerini baharın şırıl şırıl akan yağmurun güzel sesine bırakmadan evvel son bir kez daha gücünün alabildiğince fırtınalı kar; dağ, taş, dere, tepe her tarafı bir güzel alabora ederek terk eder serhat memleketi. Tarihimizin en önemli gezginlerinden Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “on iki ay boyunca Erzurum’da kaldım. On iki ayın on bir ay yirmi dokuz günü kıştı. Ben geldikten sonra yaz gelmişse…” tabirinde bulunmuştu. Diğer bir tabiri ise “kedilerin damdan dama atlarken havada donup kaldığını görmüştüm” der.

Kış mevsimi boyunca gecelerinin eksi otuz, kırk, kırk beş hatta eksi elli dereceye kadar soğuk olduğu ölçülmüştür. Gündüzleri ise bırak sıfırın üstüne sıfır dereceye vardığına kolay kolay rast gelinemez. Memleketin kışı tıpkı yeni doğan bebek gibidir. Nasıl bebek dünyaya geldikten sonra uzun bir süre boyunca gece gündüz demeden sürekli ağlayıp sızlar. Çevresindekilerin rahat etmelerine müsaade etmez. Oranın kışı da böyledir. Diğer mevsimlerde nadir zamanlarda da olsa kendini hatırlatır. Vakti geldiğinde ise ne acıması olur ne de bir durduranı.

Korkulur mu karakışın tipilerinden, fırtınalarından, dondurucu soğuklarından? Korkulmaz. Lakin tedbiri de elden bırakılmaz. Yeri geldiğinde olağan mücadele ruhu ortaya koyulur. Tüm çabalara rağmen yıkmış olduğu onca hayallerin, yakmış olduğu canların acıları unutulmaz. Unutulmadığı için gerekli dersler çıkartılıp ona göre de hazırlıklar yapılmalıdır. Hangi kış mevsimi sakin, az denecek düzeyde karsız, tipisiz geçmiştir? Kışın olmazsa olmazı kardır. En rahat, en sakin denilen kışlarda bile hezimete uğrayanlar yine olmuştur. İlkbahar, yaz, sonbahar mevsimleri nasıl zaman süreçleri içerisindeki görevlerini eksiksiz yerine getirmesini biliyorlarsa bizim karakışlarımız da acımasızca görevlerini eksiksiz olarak tamamlayıverirler. O sezon içerisindeki sorumlulukları tamamlanıp miatları dolduktan hemen sonra bizim bu elleri terk edip uzak çok uzak diyarlara göç ederler. Ta ki bir sonraki yılda vakti gelene kadar… Yerini yemyeşil, güzel havasıyla, manzarasıyla insanın içine yaşama sevinci koyan bahara bırakır. Acaba diğer mevsimler nasıl geçiyor diye sormayın? Çünkü o mevsimlerin nasıl ve ne arada geçtiğini bizlerde anlayamıyoruz. Göz açıp kapayana kadar akıp gitmektedir. Karın ve tipili fırtınaların olmadığı her mevsim güzeldir, akıcıdır. Bitmeyen, geçmeyen tek mevsim kıştır.

Yaşanan her kara kış bu beldelerden göç ederken bir sonraki sefere görevini eksiksiz tamamlamama kaygısı ile yollara düşer. Bu güzelim beldeleri yemyeşil baharlara teslim etmektedir. Yeni mevsimler, taze baharlar da üstlendikleri hoş sorumluluklarını yerine getirmenin heyecanı içerisinde çırpınırlar. Onlarda vazifelerini yerine getirmez olurlarsa şayet kıtlık, yoksulluklar alır başını gider. Çeşit çeşit renklerle bezenmiş manzaralarla karşılaşmamak içten değil. Gerçi baharları çok güzel olmasına rağmen ömürleri de pek kısa olur. Yeşeren rengârenk çiçekler birkaç gün içerisinde solarak yaşama merhaba demeden terk etmek zorunda kalırlar bu toprakları. Ya sabırsızlıkla kış boyunca beklemekte olduğumuz baharlarda gelmez olurlarsa! Son anda yönünü başka taraflara çevirmeye kalkışırlarsa! O zaman ne olacak buraların hali?

Yeşilimsiler ve yağmurlar ellerini çabuk tutmasını bilmelidirler. Tadı insanın damağında bırakan güzelim günler, her geçen gün bir adım daha yaklaşmaktadır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ve toprak… Kısacası her şey, herkes dört gözle beklemektedir, özlemektedir. Kırlar yeşil çayıra, renkli desenlerle bezenmiş çiçeklere hasret. İnsanlar ise temiz, mis kokan havaya hasret. Bu güzel mevsim bitmesin. Güzel memleketimizin misafiri değil de yerlisi olarak kalsın. Çünkü yazlarda kışlarda bahara hasrettirler. En çok biz insanoğulları hasretle, özlem duygusuyla avutuyoruz kendimizi. Her gelişinde tazelenmiş pek çok ümitleri, beklentileri getirir kendisiyle. Kışlar ise bitmişlik ve yorgun hal içerisinde terk ediverir. Baharın gelişinden sonra yaz mevsimi de sıranın kendisine gelmesi için sabırsızlıkla beklemektedir.

Baharlar; gönüllerin hoş olduğu, gözlerin mutluluk saçtığı bereketli mevsimdir. Koca kara kış mevsiminin yorgunluk ve stresinin terk edildiği her şeye yeniden “Bismillah” denildiği başlangıçtır. Ölümün akla az geldiği koca bir mevsimdir.

“Yaşasın baharlar, gelmesin kışlar…”

 
Etiketler: Acımayan, kışlar,
Yorumlar
Haber Yazılımı