Yazı Detayı
31 Aralık 2018 - Pazartesi 10:58
 
Birlik ve beraberlik ruhu
Sefa Sami
sefa_sami@hotmail.com
 
 

 

Biz insanoğulları sosyal ve toplumla iç içe yaşayan varlıklarız. Çevremizde gördüklerimizden, duyduklarımızdan, yaşadıklarımızdan muhakkak etkileniriz. Etkilendiklerimiz olumlu yönüyle olursa hem bize hem de çevremize pozitif etki sağlar. Olumsuz etki olduğunda her yönüyle zarar vermiş olur. Her şeyden evvel karşımızdakileri kendimiz gibi bilmeli, hatalarıyla güzellikleriyle kabullenmeliyiz. Karşı tarafı kendimize rakip olarak değil, iki elmanın diğer yarısı mantığıyla görmeliyiz. Bu mantıkla topluma, çevremize baktığımızda an itibarıyla aşılamayacak hiçbir güç, alt edilmeyecek hiçbir engel kalmaz. Tarihimiz güç birliği ile yapılan mücadelelerde elde edilen sayısız örneklerle doludur. ‘‘Bir elin nesi iki elin sesi var.”

Allah (c.c.)’ın yüce lütfuyla birlik ve beraberlik ruhu içerisinde mücadele eden milletimiz her türlü fitneliğin, saldırıların ve ihanetin üstesinden gelmiştir. İnşallah bundan sonra da aşamayacağı hiçbir engel olmayacaktır. Yeter ki var olan kardeşlik duygusu daimi olsun. Yeter ki hainlere ve nankörlere karşı her daim dimdik duran birlikteliğimiz olsun. Nice saldırılar var ki tarihin tozlu sayfalarında silinip gitmiştir. Hain girişimlerde bulunanlar bugün emellerine ulaşamadıkları gibi yarında ulaşamayacaklardır. Tarihin bembeyaz sayfalarında adını altın harflerle yazan hep kahramanlar olmuştur. Gayesi Allah rızası, peygamber sevgisi ve vatan, millet aşkı olan toplumlarda ihanetler bitmez, hainler tükenmez. Her bir ihanet, safların daha da sıklaştırılmasına vesiledir.

Günümüz dünyasında kan, gözyaşı ve ağıtların en ağır şekliyle yaşanıldığı tek coğrafya Müslüman coğrafyasıdır. Bunca zulüm ve vahşet gözümüzün önünde cereyan etmesine rağmen susmak, görmemezlikten gelmek hangi vicdana sığar. Başta Suriye olmak üzere Filistin, Arakan, Yemen, Irak Afganistan, daha pek çok Müslüman kimlikli devletlerde ağıtlar yükselmektedir. Bu acıları görmemek ve duymamak için kör, sağır ya da akılsız olmak gerekir. Her fert elinden geldiği kadarıyla, imkânlarının gücüyle hem ülkemiz üzerine oynanan oyunlara hem de İslam coğrafyasında dökülen kanlara gerekli tepkiyi gösterse geleceğe daha aydın, daha ümitle bakabiliriz.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar” (Al-i İmran, 3/103) Ayeti kerimede belirttiği gibi mutlu olmak, yaşamımızı huzur içerisinde geçirmek istiyorsak her şeyden evvele Allah’a Peygambere, Kur’an’a sarılarak birliğimize, beraberliğimize karşı tek safta yer almalıyız.

İslam dininin temeli ayet ve hadislere dayalıdır. Bu ayet ve hadisler toplumları kardeşlik bağıyla bir arada tutmaktadır. Hangi topluluk yaşamını ayetlerle, hadislerle iç içe devam ettirmişse hedeflediği zirve noktasına en az zararla varmıştır. Böylesi toplumlarda saygı, sevgi, muhabbet, kardeşlik bağı her daim ön planda yer almıştır. Tarih boyunca da ister kul ister toplum nazarında yücelmişlerdir. Milli Şairimiz rahmetli Mehmet Akif Ersoy ne güzel anlatmıştır şu dizelerinde birlik, beraberlik ruhunu;

“Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,

Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.

Sen, ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır.

Milletler için, işte kıyamet o zamandır”

Yüce dinimiz İslam toplumu oluşturan biz fertleri insan vücuduna benzetmiştir. Nasıl vücutta herhangi bir yerin ağrımasıyla tüm beden acılar içinde kıvranıyorsa toplumda aynen böyledir. Herhangi bir ferdin ya da grubun bir rahatsızlığa varsa ister istemez bu zamanla toplumun tamamına yayılarak genel bir huzursuzluğa vesile olur. Buna en iyi örnek olarak Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şu Hadis-i Şerif’ini gösterebiliriz. “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü'minlerin misâli, bir bedenin misâlidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler" (Nu'man İbn Beşîr (r.a.) anlatımıyla / Buhârî, edeb 27; Müslim, birr 66) İnsan vücudunun tüm organları sağlık ve sıhhat içerisinde olduğu vakit o şahıs mutlu olur. Huzur içerisinde yaşamını sürdürür. Lakin en ufak bir hastalık dahi var olan tüm huzuru yok eder. Toplumu oluşturan fertler huzurlu ve mutlu olduklarında var olan kırgınlıklar, küsmeler kalkar barış kaçınılmaz olur. Yaşam daha güvenli, kaliteli olur. Topluma huzur ve barışın gelebilmesi için bencilliğe asla yer verilmemelidir. Bencilliğin olduğu toplumlar ile sebep olanlar her daim ağır bedellerle karşı karşıya kalmışlardır. Tarihte sayısız pek çok örnekleri vardır. Bencilliğin geçerli olmadığı toplumlar da huzur, barış, birlik beraberlik davası içerisinde yaşamı sürdürmüşler. Hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma, milli ve manevi birlik, kenetlenme huzurun ana temel taşlarıdır. 15 Temmuz gecesi hepimizin şahit olduğu, yaşadığı en canlı örneklerdendir. Fikirlerimiz, inançlarımız, örf adetlerimiz, dilimiz, dinimiz kısacası yaşam tarzlarımız farklı olabilir. Lakin farklı olmayan tek şey milli birlik ve beraberlik ruhumuz. Bu ruh var olduğu sürece hiçbir düşman devlet bu millete boyun eğdiremez, diz çöktüremez.

Güçlü olmak zorundayız. Pusuda bekleyen hainlere, tarih sayfasında silinip yok olmamızı dört gözle bekleyen düşman devletlere karşı tek yürek, tek yumruk olmaktan başka çaremiz yok. Olabilir. Bugün bazı hayal kırıklıklarımız, beklentilerimiz boşa gitmiş gibi görünebilir. Yarınların daha güzel olacağına kanaat getirenlerdenim. İnanıyorum ki gelecek yarınlarımız daha huzurlu olacaktır. Barışçıl, milli birlik ruhu içerisinde el ele vererek her şeyin üstesinden gelinebilir. Kavgalara, dökülen kanlara ve ölümlere son verecek tek reçete milli birlik ve beraberlik ruhudur.

 
Etiketler: Birlik, ve, beraberlik, ruhu,
Yorumlar
Haber Yazılımı