Yazı Detayı
05 Ağustos 2018 - Pazar 13:21
 
DOĞRULUK
Sefa Sami
sefa_sami@hotmail.com
 
 

      Hayatımızın kilit anahtarı mıdır acaba?

 

    -Doğruluk!!!

 

“Doğruluk nedir, ne içindir? Hayatımızdaki yeri ne kadardır?” bunları hiç düşünerek sorduk mu kendimize?

 

       Fani hayatta doğru olmak, doğruluk çerçevesinde yaşantını sürdürebilmek kadar güzel, hoş, kazandırıcı hiçbir varlık yoktur. Dürüst, düzeyli, seviyesinde yaşayan her fert, hayatın ileri ki safhalarında muhakkak hiç beklemedikleri mesafelerde kazançlı çıkacaklardır.

 

       O varlık ki bataklıktan mıknatıs gibi adeta insanı çekerek rahata, feraha kavuşturur. Tabi ki böyle bir kurtuluş yoluna girebilmek kendi elimizle yapacağımız isabetli, gerçekçi tercihlerle olabilir. Şayet ömrünün geri kalan kısmını huzur, refah çerçevesinde geçirmek istiyorsan arkana dönüp bakmadan koşar adımlarla doğruluğa gitmelisin. Ona yönelik atacağın her adım dönüşümlü olarak birer mutluluk kapısını açtırır. Darlık ve sıkıntılı kapıları kapattırır. Kendini aklen, kalben, ruhen bu yola adadığında vakit kurtuluş, beraat vaktidir. En berbat bataklıktan bile farkında olmadan Allah’ın izniyle çıkarsın. Öncelikle niyetin halis, kendine güvenin tam olmalıdır. Ciddiyetle niyet getirip an be an harekete geçecek şekilde hazır beklemelisin.

 

       Güzel dinimizin temel taşlarındandır doğruluk. Her Allah dostunun ve Peygamberlerin ısrarla üzerinde durduğu, tavsiye ettikleri mükemmelliktir. Ailelerin, toplumların, devletlerin vazgeçilmezidir. Dünya yaşamımızın, ahiretteki yerimizin belirleyici anahtar kelimesidir. Ne mutlu ki kendi hayatlarını bu şekilde dizaynedenlere. Onlar, kurtuluşun anahtarını elinde tutanlardandırlar. Ebedi huzura kavuşmuşlardır çoktan. Her ne kadar dünyanın sıkıntıları bol olsa da… Konumuzu evliyaların piri olan SeyyidAbdülakdir’i Geylan-i Hazretlerinin hayatından bir kesitle örneklendirmek isterim.

 

SeyyidAbdülakdir’i Geylan-i Hazretleri çocuk yaştayken okumak için Bağdat’a giden kervana katılır. Yola çıkmadan yaşlı anası tarafından defalarca “ne olursa olsun, hangi şartlar altında olursan ol doğruluktan asla ayrılmayacaksın. Eğer doğruluğu kendine alışkanlık haline getirir yoluna devam edersen sana olan analık hakkım helal olsun. Hayır, tam tersini yaparsan haram olsun’’ şeklinde tembih edilir. Seyyid Abdülkadir, kervanla birlikte yolu epey ilerlemişlerdi ki karşılarına Haramilerden oluşan bir grup çıkar. Kervanı talan ederler. Neleri var neleri yok ellerinden alırlar. Haramilerden biri Seyyid Abdülkadir’in yanına kadar gelerek;

 

-Çocuk sende ne var?

 

Diye sorar. Seyyid Abdülkadir hiç tereddüt etmeden cevabını verir.

 

-Kırk tane altınım var!

 

Eşkıya gülerek liderinin yanına gider.

 

-Efendim şu küçük çocuk kırk altınım var diyor. Bizimle alay ediyor galiba.

 

Harami grubunun lideri Seyyid Abdülkadir’in yanına kadar gelir.

 

-Çocuk kırk altınım var demişsin doğru mu?

 

-Doğrudur efendim.

 

-Hani nerde?

 

-Annem elbisemin iç kısmına dikmişti.

 

Diyerek altın dolu keseyi çıkartarak adamın eline verir. Keseyi bir anda avuçlarında gören bu adam bir anda aptallaşır.

 

-Niye verdin bu altınları bana? Hâlbuki sen söylemeseydin hiçbirimiz bilmeyecek ve altınlarını almayacaktık.

 

Seyid Abdülkadir’in verdiği yanıt ibret verici nitelikteydi;

 

-Kırk altın için yalan konuşamam. Anneme söz verdim. Her ne olursa olsun doğruluktan ayrılmayacağım.

 

Harami grubunun lideri Seyyid Abdülkadir’in önünde diz çökerek hüngür hüngür ağlamaya başlar. Bu durum diğer arkadaşları tarafından tuhafla karşılanır. Grubun lideri toparlanarak arkadaşlarına;

 

-Ben bu yaşıma geldim yalan, dolan, hile, sahtekârlık, düzenbazlık, cinayet her ne aklına gelirse yaptım. Sebep oldum.  Hayatıma iğne ucu kadar faydası dokunmadı tüm yaptıklarımın.  Şu küçük çocuk annesine verdiği sözden dolayı elindeki tek varlığı olan kırk altınıkaybetmeye razı. Ya biz! Bizler ne yapmışız. Bugünden, bu andan itibaren tüm kötü ve haram alışkanlıklardan elimi kolumu çekiyorum. Bu çocuğun huzurunda tövbe ediyorum. Gelin sizlerde tövbe edin. Aldığınız her ne varsa geri teslim edin. Hayatınızın bundan sonra kalan kısmını Allah’a itaat eden salih kullar olarak geçirin.

 

Gruptaki herkes o an orada tövbe ederek kervandan aldıkları tüm eşya ve paralarını geri iade ederler. Biri hariç grup liderinin sağ kolu Hristiyan dinine mensup Domar isminde bir harami. O da yıllar sonra gerçeklerigörerekonu yönlendiren Rahip Gartiya ile birlikte arkadaşları gibi Seyyid Abdülkadir’in huzurunda iman ederler.

 

İşte doğruluk istikametinden ayrılmayan Seyyid Abdülkadir, o dönemler çevreye ve bölgeye kök söktüren harami grubunu bir cümlesi ile dize getirir. Seyyid Abdülkadir’i Geylan-i hazretlerinin hayatından sadece bir örnekle meselenin ehemmiyetini anlatmaya çalıştım. Daha nice örneklerle çoğaltabiliriz. Şimdilik kâfi görüyorum.

 

Kısa lafın özü şudur. Doğruluk üzerine hayatını sürdüren kim veya kimler olsun her zaman kazanan, her yönüyle karlı çıkanlardır. Tek bir kural var hayatın her safhasında. Tek bir fert için de aynıdır. Koskocaman uygarlıklar ve devletler için de aynıdır. Doğru olmak, dürüst olmak…

                

 
Etiketler: DOĞRULUK,
Yorumlar
Haber Yazılımı