Yazı Detayı
08 Eylül 2018 - Cumartesi 10:43
 
İSLAM’DA SAVAŞ ANLAYIŞI
Sefa Sami
sefa_sami@hotmail.com
 
 

“Bundan dolayı İsrail oğullarının üzerine yazdık ki, her kim bir şahsı, bir şahıs mukabilinde veya yerdeki bir fesattan dolayı olmaksızın öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir şahsın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanları ihya etmiş gibi olur. And olsun ki, bizim peygamberimiz onlara beyyineler ile gelmişlerdir. Sonra onlardan birçokları bunu müteakip yeryüzünde muhakkak müsrif kimseler olmuşlardır ” (Ömer Nasuhi BİLMEN / Maide Suresi, 32).

 

Tarihin tozlu sayfaları arasında acımasızca yapılan nice savaşlar vardır. İslam’dan evvel savaşların amacı dünyevi menfaatler, şan-şöhret, kölelik vb. çıkar hesapları üzerineydi. Günümüzde bile cahiliye dönemine benzer hesaplarla savaşlar yapılmaktadır.

 

Tüm kâinatı kuşatan kanunlar Allah (c.c.) tarafından konulduğuna göre savaşlar için de elbette belirlenen kanunlar vardır. Müslüman toplumlar, yaşantılarını İslami kurallar çerçevesinde devam ettirmelidirler. Savaş konusu da buna dâhildir. İslam dinine göre, toplumlar gelişigüzel savaşamazlar. Her konuda olduğu gibi bu konuda da temel ölçütlerimiz Kur’an-ı Kerim ve en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın uygulamaları ve telkinleridir.

 

“Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, aşırıya gitmeyin. Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez” (Bakara Suresi,190) ayet-i kerimesinden anlaşılacağı üzere İslam dini, savaş esnasında aşırılığa gidilmemesi için kesin ve net olarak uyarıda bulunur. Örneğin haksız yere öldürmek, esirlere eziyet etmek, kadınları, çocukları, yaşlıları, geri hizmetlerde bulunanları, din adamlarını öldürmek, ölülerin veya dirilerin kulak, burun gibi uzuvlarını kesmek şeklindeki insanlık dışı eylemlerde bulunmamayı emreder.

 

Cahiliye dönemlerinin her türlü adaletsizliğini ayaklar altına alan sevgili peygamberimiz savaş konusunda yeni anlayışlar getirmiştir. O yüce insan; öldürmek ve yok etmek için değil, yaşatmak için gelmemiş miydi? İslam’ın yayılmasına engel olmaya çalışan ve bunun için kendisini yok etmek isteyen insanlara bile merhamet ile bakmıştır.

 

Hz. Peygamber (s.a.v.), bir savaştan evvel ashabına sürekli şu emri tekrarlamıştır;

 

“Düşmanla karşılaştığınız vakit onlara şu üç şeyi teklif edin. Hangisini kabul ederlerse sizde onu kabul edin ve uyun! Müslümanlığı kabul etmelerini, cizye vermelerini (vergi) en son olarak savaşmayı” (Müslim, Cihad, 3) Buradan anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber, savaşmayı en son tercih, son çare olarak görmüştür.

O yüce insan ki, bir peygambere yakışan taktikleri kullanarak savaşlardan her iki tarafın en az zayiatla çıkmasını sağlarmıştır. Harp meydanlarında onunla amansızca savaşan pek çok kişi, sonradan peygamberliğini kabul ederek İslam’la müşerref olmuşlardır.

 

Hz. Peygamber, öylesine ince ruhlu bir insandı ki harp meydanında onu öldürmek isteyenlerin ocaklarının söndürülmesini ve geleceklerinin karartılmasını istememiştir. Çünkü çocuk istikbal demektir. Bu nedenle çocuklara, kadınlara kesinlikle dokunulmamasını emrederdi.

 

İnancımıza göre savaşın yüce bir gayesi vardır. O da Allah rızası için yapılmasıdır. İslamiyet’in temeli, hoşgörüye ve muhabbete dayalıdır. Basit, sıradan dünya menfaatleri için kırıcılığa yer yoktur dinin anlayışında. Temeli hoş görüye dayanan yüce dinimizde savaşmak başvurulacak en son çaredir. Dinimiz sulhü esas alır. Savaş geçicidir. Sürekli olan cihattır.

 

 

"Hoşunuza gitmese de düşmanla savaşmak üzerinize farz kılındı" (Bakara Suresi, 2/216) ayet-i kerimesinden anlaşılacağı üzere cihad farzdır. Cihad; Allah’ın birliğini, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın onun elçisi olduğunu yaymak gayesiyle gösterilen çaba anlamına gelmektedir. Cihad, İslam dinini zor kullanarak benimsetmek değil, aradaki engelleri sağduyu ile kaldırarak hakikati anlatma gayretidir. Temel prensibi tebliğdir. İslam dininin yükselmesi, korunması ve yayılması için malıyla, canıyla, ilmiyle gösterilen her türlü uğraş, gayret cihattır. Cihadın gayesi yeryüzünde fitneyi yok etmek, her türlü zulmü, haksızlığı, ahlaksızlığı kaldırmak, hakkı yüceltmektir. Adaleti ve hoşgörüyü yaymaktır. Allah yolunda nefis ve şeytana, din düşmanlarına, her türlü kötülüğe karşı yapılan mücadele cihattır.

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde “Cihad, kıyamete kadar devam eden bir faaliyettir” (Ebu Davud, Cihad, 35) buyurmuşlardır. Cihad faaliyetinde bulunan kişi veya toplumda her şeyden evvel Allah’ın rızası, Allah’ın dinini üstün kılma bilinci olmalıdır. Altı yüz yıla yakın İslam adaletiyle hüküm süren Osmanlı Devleti’nin tarihine dönüp baktığımızda cihad anlayışı üzerine sayısız örneğe şahit olmaktayız. Mohaç Meydan Muhârebesi’nde (1528) Türklere esir düşen ve serbest kaldıktan sonra “Türklerin Gelenek ve Görenekleri”

 

isimli bir kitap telif eden Macar asıllı Bartholomaus Georgievic şöyle yazmıştı; “Harp esnasında Osmanlı ordusunda öyle sıkı bir disiplin vardır ki, hiçbir asker adaletsiz bir şey yapmaya cesaret edemezdi. Adaletsizlik yapan, hiç acınmadan cezalandırılır. Gözcüler ve düzen sağlayıcılar vardır. Geçip gidilen yolların kıyısındaki bağ ve bahçelerde sahiplerinin izni olmadan bir elma bile koparılamaz.” (İslam & İhsan /Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi, Ankara 1993, s. 164)

 

Hz. Peygamber, İslam’ı hakkıyla yaşayan rahmet peygamberiydi. O ki rahmet ve merhamet dininin temsilcisiydi. Bin dört yüz yıl önce getirmiş olduğu mesajlara tüm insanlık hala muhtaçtır. Dünya var oldukça da muhtaç olacaktır. Müslüman bireyler olarak bu yüce mesajları farklı coğrafyalara götürmek, her daim gündemde tutmak hepimizin görevidir. Bu görevimizi ihmal ederek hayatın zevkleri ile günümüzü gün etmeye devam ederken yeryüzünde öldürülen her masumun, yıkılan her yuvanın, yok olan her neslin vebali omuzlarımıza binecektir. Sorumluluğumuzun farkına varıp gece gündüz demeden var gücümüzle, son nefesimize kadar çalışmalıyız.

 

İslam, imha etmek demek değildir…

 

İslam, sorgusuz sualsiz yok etmek demek değildir…

 

İslam demek ihya etmek, yaşatmak demektir…

 

İslam demek mutlu etmek, huzura kavuşturmak demektir…

 
Etiketler: İSLAM’DA, SAVAŞ, ANLAYIŞI,
Yorumlar
Haber Yazılımı