Yazı Detayı
25 Kasım 2019 - Pazartesi 13:19
 
Ölümü yaşatmak
Neslihan Atmaca
sosyalrehber35@hotmail.com
 
 

 

Ölümün her şeyi daima eşit yaptığına dair bir söz okumuştum bir kitapta. Ancak kendi sevdiklerine uğradığında anlayabildiğin bu kayıplık duygusu ile baş etmek için tutunabilinen bir söz gibi adeta. Herkes bir yana çekilince daha iyi görüyormuş insan içini delip geçen bu acının nasıl olduğunu. Ölmeden önce adı ile seslenilen kişiyi o kalabalıkta ‘ cenaze nerede’ diye sormak….ölünce adın bile kalmıyormuş. Ölüm, bir yok oluş değil, başka bir boyuta geçmektir sadece diye kendimize söylediğimiz teselli kelimeleri bir dahası olmayacak bir hayatın acısını almaya yetmiyormuş.

 

Kaybedecek bir şeyi kalmayan insanın tehlikeli anlamda cesur olabileceği gerçeğini ölümle daha da iyi anlıyor insan. Bu cesaret kendinle birlikte bir başkasının canına kast etmek kadar tehlikeli olabiliyor. Haber olarak verildiğinde kızgınlıkla izlediğimiz bu türlü olaylar ile kendimiz karşılaştığımızda kocaman bir neden sorusuna cevap aramaya başlıyoruz. Hangi duygunun yokluğu ya da hani sebep insanı böylesi irade dışı bir olaya sürükleyebilir ki?

 

Durkheim, intiharın tanımını, ''ölen kişi tarafından ölümle sonuçlanacağını bilerek olumlu veya olumsuz bir edimin doğrudan ya da dolaylı sonucu olan her ölüm olayına intihar denir'' diyerek yapmıştır. Bu kadar kişisel ve ahlaki bir olgunun bile bilimsel bir metodoloji ile işlenebileceğini göstermeye çalışan Durkheim'e göre toplumsal olgular sui generis'tir yani insanın üzerindedir. İnsanların bir araya gelmesiyle oluşmamıştır. Aksine bireyler üzerine zorlayıcı etkisi vardır. Belki de bu zorlayıcı etki öyle sinsice içten baskı yapmaktadır ki, çare olarak görülen şeyin ölüm olarak karşımıza çıkmasına neden olmuştur. Bazılarının dediği gibi, ölüm hem tüm zevklerin hem de tüm acıların sonu muydu? Bu kadar yürek kemiren şey, adaletsizlik duygusu muydu?

 

Biz doğruyu, ancak yüreğimizde ve kafamızda yaşatabiliyoruz. Dile dökülen kelimeler ise zorunlu ve gerekli cümlelerden ibaret kalıyor. Sonrası iç kemiren bir hal alarak insanın yaşama isteğini beraberinde alıp gidiyor. Ne yaşarsak yaşayalım, htiğimiz olumsuz duyguların bizi esir almasına izin vermeyelim. Adalet denilen şey o kadar hassas bir konu ki, kimin nerede ve nasıl bununla karşılaşacağı belli olmuyor. Önemli olan insanın kendi iç hesaplaşmasından çıkan sonucun adil olması…

 

Ne zihinsel ne de ruhsal olarak ölümü yaşatmak yerine, nefes aldığımız her anın kutsallığını düşünelim. Duygusal olarak kendimizi özgür kılalım…

 
Etiketler: Ölümü, yaşatmak, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı